BLOG ##Mindfulness


Hayat boyu yaptığımız seçimlerde en büyük rolü inançlarımız oynuyor şüphesiz. Kalbim bunu istiyor derken bile göz ardı edemediğimiz, iliklerimize kadar işlemiş inançlar. İnsanın daima kendini haklı çıkarma çabasının bir ürünü olarak, işler yolunda gitmediğinde de kader giriyor devreye. Ve böylece her şey çözülüyor, fazla sorgulamaya gerek kalmadan. Öyle ya, suçlu belli ise daha fazla düşünmeye ne gerek var? Peki yaşamak bu kadar kolaysa neden hala mutsuz insanlar? Niye bu kadar insan mutluluğun, kendini gerçekleştirmenin, hayallerine sarılmanın derdinde? Öğretildiği gibi yaşa, sorun çıkarsa ‘’kader’’ de, geç git…Neden yapamıyoruz bunu? Neden ruhlarımız kabul etmiyor bu konforu?

Devamını Okuyun  

Giderek otomatikleşiyor hayatlarımız. Artık sadece rutinleri devam ettirmekle kalmıyor, mümkünse hiç düşünmeyelim diye akıllı telefonlara, uygulamalara teslim ediyoruz kendimizi. Teknoloji bizim için adımlarımızı saysın, su içmeyi hatırlatsın, gideceğimiz yere götürsün, hangi restoranda yiyeceğimizi söylesin istiyoruz. Korkuyoruz ara sokaklarda kaybolmaktan, yeni keşifler yapmaktan, başka hayatlar olduğunu görmekten ve kendimizle yüzleşmekten. Hepimiz aynı olduğumuzda ve aynı davrandığımızda dünya çok sıkıcı olmuyor mu sizce de?

Devamını Okuyun  

Katrana dönmüş zihinlerimiz ve yüreklerimiz, sonunda ormana da bulaştırdı karasını. Maddi zenginliklere olan açlığımız, tükenmek bilmeyen hırslarımız, ‘ben kendi işime bakarım, gerisi beni ilgilendirmez’ anlayışı yok etti yaşam alanlarımızı, nefes kaynaklarımızı. Yalnız yangınlar mı? Uzun süre önce başladı kabus. Virüsler, seller, heyelanlar, kasırgalar, müsilajlar sardı dört yanımızı. Dünyamız nefes alamıyor, boğuluyor, çığlık atıyor. Biz görmekte, algılamakta zorlanıyoruz. Parası olunca daha iyi (!) yaşayacağına inananlar, ‘Ormanlar yok olsa da olur, denizler, göller, nehirler kurusa da olur, hayvanlar ölse de olur, ben kendime yaşayacak bir yer bulurum nasılsa’ mı diyorlar? Bilmiyorum...

Devamını Okuyun  

Uyanış ya da aydınlanma dediğimiz şey, tek bir anda gerçekleşen bir durum değil. Zira kendini aşma, egonun, düşüncenin, bedenin üzerine çıkma durumu, küçük küçük farkındalıklarla, adım adım gerçekleşen bir durum. Birer birer atmamız gerekiyor üzerimizdeki örtüleri. Her şeyden önemlisi, uyanmak için, öncelikle uyuduğumuzu kabul etmek gerekiyor.

Devamını Okuyun  

Hiçbirimiz çocukken, büyüdüğümüzde işten eve, evden işe gidip geldiğimiz, çocukların okulu, ödenecek faturalar, ilişki sorunları üzerine kafa yorduğumuz, akşamları oturup dizi izlediğimiz bir hayat yaşamayı hayal etmiyoruz. Peki ne oluyor da hayaller suya düşüyor? Ne oluyor da biz bu hayatlara mahkum oluyoruz?

Devamını Okuyun  

Farkındalık zannedildiği gibi mutsuzluk getirmez. Farkındalığı yaşamımızın her anına ve her alanına yaydığımızda, anda ve kendi merkezimizde kalabiliyoruz demektir ve bu da mutluluğun ta kendisidir! Çünkü mutluluk aslında aranıp bulunması gereken bir şey değil; küçük anlardan alınan hazzın ve yaşanan tatminin yarattığı bir duygu mutluluk. Maalesef günümüzde en çok yaptığımız yanlış, mutluluğu büyük şeylerin ardına gizleyip, onların peşinde koşarken küçük anları, küçük mutlulukları ıskalamak ve hayatı mutluluğu arayarak geçirmek!

Devamını Okuyun  

Hepimiz, hayatımız boyunca en az bir kez, zorbalığa maruz kalmışızdır. İnsan doğasında zorbalık var ne yazık ki. Özellikle de gücün ön plana çıkartıldığı, güçlü olanın her türlü ayrıcalığa sahip olduğu, korunduğu, kollandığı günümüz dünyasında, herkes gücünü göstermek için kendinden zayıfları araç olarak kullanmaya meyilli. Öyleyse her yanımızı saran zorbalıkla nasıl mücadele edeceğimizi öğrenmek de şart, öyle değil mi?

Devamını Okuyun  

‘’Annenin doyuramadığını dünya doyuramaz’’ demişler. Annenin de, babanın da rolü çok önemli insan hayatında. Anne tarafından yeterli sevgiyi alamayan çocuk, hayatını sevgi arayışıyla geçiriyor örneğin. Yaptığı her şeyi daha çok sevilmek için yapıyor. Uçlarda yaşayan, kendini topluma kabul ettirebilmek için kendini hırpalayan insanlara bir bakın. Yardım derneklerine bağış yapmak için yarışanlara…Sokak hayvanları için çırpınırken kendisi için güvenli bir yaşam alanı yaratamayanlara…Hepsinin bir amacı var, hepsinin bir yarası var aslında…

Devamını Okuyun  

Bak…Gör…Sorgula…Uygula…Benimsediklerini al hayatına, benimseyemediklerini gönder gitsin sonsuzluğa…Sana ait olan kendini kabul ettirecektir önünde sonunda. Sana ait olmayanı ise, ne yapsan tutamazsın hayatında. Terk edip gider seni bir gün, bir yerde. Bırak gitsin; gidenin ardından bakma. Hep gelecek olana bak. Kendine inan, hayata inan…Bu yol senin yolun ve sen nereye istersen oraya götürecek seni, korkma…Yaşa!

Devamını Okuyun  

İletişimde kelimeler ancak %10 önem taşırken, ses tonu %30, beden dili ise %60 önem taşıyor. Yani ağzımıza doldurmakla yetinmeyip, çantamıza, ceplerimize doldurduğumuz, her fırsatta öbek öbek çıkarıp ortalığa saçtığımız o sözcükler aslında o kadar önemsiz, o kadar değersiz ki…

Devamını Okuyun  

Hepimiz bir biçimde kendimize edindiğimiz kimliklerle toplumda bir yer sahibiyiz. Sahip olduğumuz bu kimliklerle, birbirimize ve topluma karşı çeşitli sorumluluklarımız var. Ve statümüz ne olursa olsun, hepimiz bir hiyerarşik düzenin parçalarıyız. Öyleyse, ilişkileri sorgulamadan önce, parçası olduğumuz hiyerarşiyi iyi anlamak ve çözümlemek gerekiyor, öyle değil mi?

Devamını Okuyun  

İnsan, ilişkiler içinde kendini bulabilen ve gelişebilen, toplumla iletişim içinde olduğunda ve kendini tam olarak ifade edebildiğinde tam hisseden ve mutlu olabilen bir varlık. Peki sağlıklı ilişki nasıl kurulur? En doğru şekilde kendini ifade edebilmenin şekli nedir? İnsan ilişki kurarken belli kurallara göre mi hareket etmeli yoksa içinden geldiği gibi mi davranmalıdır? Uzun soluklu ve sağlıklı bir ilişkinin anahtarı nedir?

Devamını Okuyun