İLİŞKİ SANATI


07 Nov
07Nov

İnsan, ilişkiler içinde kendini bulabilen ve gelişebilen, ne kadar yalnızlığı sevse de, toplumla iletişim içinde olduğunda ve kendini tam olarak ifade edebildiğinde tam hisseden ve mutlu olabilen bir varlık. Bu sebeple, insanın hayatının şekillenmesinde ilişkilerin rolü inkar edilemez.

Peki sağlıklı ilişki nasıl kurulur? En doğru şekilde kendini ifade edebilmenin şekli nedir? İnsan ilişki kurarken belli kurallara göre mi hareket etmeli yoksa içinden geldiği gibi mi davranmalıdır? 

Uzun soluklu ve sağlıklı bir ilişkinin anahtarı nedir? 

Birlikte bir bakalım:

DÜRÜST OL…

Dürüstlük aslında hayatın olmazsa olmaz ilkesi, öyle değil mi? Kişinin öncelikle kendisine karşı dürüst olması, kendi ihtiyaçlarını doğru belirlemesi ve doğru insanlarla etkileşime geçmesi için çok önemli. Kendine karşı dürüst olmayan insan, kendini tanımayan insandır. Sürekli kendini kandırır, gerçek kişiliğinden yeterince memnun olmadığı için olmadığı bir insan gibi görünmeye çalışır. Bu yüzden de kendi ihtiyaçlarının farkına varamadığı için bu ihtiyaçları karşılamaya muktedir değildir. İhtiyacı olan ilgi ve sevgiyi sürekli başkalarından bekler, fakat ne yazık ki onların göstereceği ilgi ve sevgiyi de fark edip alma kabiliyetinden yoksundurSevmek yerine sevilmeye odaklanarak kendisi için yanlış insanlarla etkileşime geçer ve mutsuz olur. İhtiyaçlarını kendi içsel kaynaklarıyla karşılayamayan insan asla ve asla tatmin olmayacaktır. Bu kişiler çoğunlukla ya hep veren (başkalarını memnun ederek onlardan ihtiyaç duydukları sevgiyi almaya çalışan), ya da hep alan (psikolojik baskı ile sürekli talep eden ve ihtiyaçlarının, kendisi istemeden karşılanmasını bekleyen) yapıdadırlar, dolayısıyla dengesiz ilişkiler sürdürürler. Ta ki taraflardan biri sıkılana ya da yorulana dek.

Peki kendinize karşı dürüst olup olmadığınızı nasıl anlayacaksınız? 

Öncelikle kendinize, kendi duygularınızdan korkup korkmadığınızı sorun.

  • Olumsuz düşünce ve davranışlarınız hakkında düşünebilecek ve bunların arkasında yatan sebepleri sorgulayabilecek kadar cesur musunuz?  
  • Başkalarının sizin hakkınızdaki eleştirilerini dinleyecek ve kendinizi sorgulayacak cesaretiniz var mı (ne kadar rahatsız edici olsa da)?   
  • Size ve başkalarına zarar veren düşünce ve davranışlarınızı değiştirmeye istekli misiniz ve bunun için çabalıyor musunuz? 

Eğer bu sorulara ‘’EVET’’ yanıtını veriyorsanız, kendinizle gurur duyabilirsiniz. Çünkü siz kendisine karşı dürüst bir insansınız. Bunu başarabildiğiniz için başkalarına karşı da dürüst ve adil olabilir ve uzun soluklu, sağlıklı ilişkilere adım atabilirsiniz.   

MESAFENİ KORU…

Bazı insanlar, ilişki kurmanın ve samimiyetin, karşı tarafın sınırlarını ortadan kaldırmak olduğunu düşünürler. Örneğin çevrenizde aklına estiği gibi konuşan, karşı tarafın koşullarını hesaba katmadan kendi istedikleri saatlerde arayan, çat kapı evinize/işyerinize gelen, özel hayata dair bitmek tükenmek bilmeyen sorular soran insanlar vardır muhakkak.  Bu insanlar, sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda yaşarlar, kendilerinden başka kimsenin ihtiyaçlarını, duygularını ve isteklerini dikkate almazlar. Hatta, bekledikleri karşılığı alamaz ve yakınlık beklerken daha da uzaklaştırıldıklarını görürlerse kırılırlar ve ilişkiyi sonlandırırlar. Bu insanlarla sağlıklı bir ilişki kurmak, ilişkinin ayarları onların istediği düzeyde olmadığı sürece, neredeyse imkansızdır.

Bazı insanlar da tam tersi, sınırlı bir paylaşımın sağlıklı bir ilişki için yeterli olacağını düşünür, ilişkide belli bir süre geçmiş olsa bile asla özel hayatlarını açmaz, özel mekanlarına (ev, ofis, v.s.) kimseyi davet etmez, keyifleri yerinde değilse telefonu açmaz, her zaman dış dünyaya karşı mükemmel, dengeli, mutlu ve huzurlu bir profil çizmeleri gerektiğini düşünürler. Kendileri ile barış içinde olmayan bu kişiler, yarattıkları imajın içine hapsolmuş olarak, sanal ortamlarda sanal arkadaşlıklar kurarlar, daha ötesine geçemezler. Olumsuz olduğunu düşündükleri yönlerini ortaya sermekten korktukları için kimseyle yakınlaşmazlar.  Bu insanlarla da, ne kadar çabalarsanız çabalayın, Onların istediği gibi yapay bir düzlemde ‘’mış gibi’’ yapmadığınız sürece ilişki kurmak imkansızdır.

İnsanların bu eğilimleri, doğal olarak partnerleri ile olan ilişkilerine de yansır. Bir taraf gereğinden fazla yakın ve talepkar davranırken diğeri kendini kapatır, veya iki taraf da fazlasıyla talepkar oldukları için birbirlerinin istek ve beklentilerine yetişmeye çalışırken bitap düşerler, ya da her iki taraf da kendini kapattığı için hiçbir şekilde gerçek bir etkileşime giremezler ve ilişki kuramazlar.

Görüldüğü gibi, ilişkilerde mesafeyi iyi ayarlamak, hayati önem taşımaktadır. Mesafenin sınırları zaman içinde, karşılıklı anlaşma ile değişebilir. Ancak her zaman için, belli saygı sınırları içerisinde hareket ederek herkesin özel bir alanı ve güvenlik mesafesi olduğunu hatırlamak, ancak karşı tarafın izin verdiği kadar yaklaşmak, kendi sınırlarını genişletirken, diğer tarafı boğmamaya özen göstermek, kısacası verilen tepkilere duyarlı olmak, sözlü ve sözsüz mesajları iyi okumak, söylenenleri dikkate almak gerekir. Empati kurmadan, sadece kendi ihtiyaçları doğrultusunda hareket eden kişiler, er ya da geç kendilerini ilişkilerin dışına itilmiş bulurlar. 

Peki ya ilişkinin ruhunu kaybetmeden kendimizi nasıl koruyacağız? 

İlişkinin başlarında kendini fazla açmamak elbette ki mantıklıdır. Zira ilişki ilerledikçe geri çekilmek daha zor olacağından, adım adım yaklaşmakta fayda vardır. Öncelik, çeşitli ortamlarda birbirini tanımak olmalıdır, tanışır tanışmaz tüm hayatını anlatmak ve karşısındakinin özel hayatına fütursuzca girmek değil. Bununla beraber, tamamen ve her zaman kapalı olmak da insanların güvenini sarsıcı bir durumdur ve sonu mutlak yalnızlıktır. Karşısındakinin, belli bir süre geçmesine rağmen hala kendisiyle hiçbir özel paylaşımda bulunmadığını gören kişi, kendisini itilmiş hisseder ve tüm yakınlaşma çabalarına rağmen bir sonuç alamazsa ilişkiden uzaklaşır.  Bu yüzden açık-kapalı dengesine dikkat etmek, yakın ve güvende hissettikçe açılmak en doğrusu.

ALIŞ-VERİŞ DENGESİNİ KUR…

Almak ve vermek, sağlıklı bir ilişkinin tılsımıdır. Sadece almayı bilen kişiler, ilişkide bulundukları insanları maddi, manevi, ya da hem maddi hem manevi olarak sömürür, istediklerini alamaz hale geldiklerinde de ilişkiyi terk ederler. Sadece vermek de kişiyi yıpratır. Hep başkalarının beklentilerine göre yaşayan ve sürekli onları memnun etmeye çalışan kişi, kendisinden fazlasıyla ödün verir ve ortaya çıkan fedakarlık duygusu kişide beklenti yaratır.  Zamanla beklentilerinin karşılanmadığını gördüğünde ise hayal kırıklığına uğrar ve bu da öfkeye yol açar. Bu kişilerin ilişkileri genelde büyük kırgınlıklarla ya da dargınlıklarla biter.

İlişkilerde alış-veriş dengesini iyi ayarlamak önemlidir. Kişi ne karşısındakini zorlayacak ve kendisinde minnet duygusuna yol açacak kadar alıcı olmalı, ne de fedakarlık duygusuna kapılacak ve beklentiye girecek kadar verici olmalıdır. Karşısındakinin gönülden verdiklerini sevgi ve teşekkürle kabul edebilmeli, aynı şekilde kendisi de karşılık beklemeyecek kadar ve gönülden vermelidir. Vermenin sınırı karşılık beklentisinin doğduğu andır ve kişiye göre değişir. Büyük beklentiler ilişkiyi kontrolü altına alacağından sonucunda hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır. Verme ve alma sınırlarınızı kendiniz tespit etmelisiniz, neticede aklınız ve kalbiniz ilişkide uyum ve huzur içinde olmalıdır.

SEV VE KABUL ET…

Sevgi, her insanın özünde doğuştan var olan, beslendiğinde muhakkak ortaya çıkan bir duygudur. Kalbini kinle, nefretle, öfkeyle, dedikoduyla, kıskançlıkla dolduran insanlar hiçbir zaman sevgiyi derinden hissedemezler. Bu kişiler kimseyi sevemeyecekleri gibi, başkalarının kendilerine olan sevgisini de algılayamazlar. Kendilerine yaklaşan herkesten şüphe ederler. Bu yüzden, kişinin bilinçli olarak içindeki sevgiyi ortaya çıkarması, bunun için daima güzel duygularla, güzel düşüncelerle, güzel davranışlarla kendini beslemesi çok önemlidir. Ne yazık ki günümüzün yaşam koşulları, özellikle büyük kentlerde, insanların sürekli bir karmaşa, rekabet, gürültü ve telaş içinde yaşamasına yol açıyor. Bu ortamda sevgiyi yeşertmek doğal olarak zor. Ne var ki, gün içinde dinlediği güzel müziklerle, yaptığı güzel dost sohbetleriyle, okuduğu nitelikli kitaplarla, doğada geçirdiği kısa zamanlarla ve yalnız kendisiyle yarışarak ve yaratıcılığını kullanarak ürettiği güzel işlerle bunun başarabilenler var. Kalbinde sevgiyi hisseden kişi, kendisini olduğu gibi sevip  kabul edebilir. Aynı zamanda, ilişki içinde olduğu insanlara da bu olumlu enerjisini yansıtır ve onlardan da aynı şekilde geri dönüş alır. Görüştüğümüz insanların iyi yanlarını görmeye ve onları oldukları kabul edebilmeye başladığımızda onları sevmeye de başlarız, aynı şekilde onlardan bize akan sevgiyi de hissederiz. Muhakkak ki herkesin olumlu yönleri olduğu kadar olumsuz yönleri de var. İlişki sanatı da bu olumsuzlukları olumlu duygularla eritip birbirimizi daha iyiye, daha güzele yönlendirebilmek değil mi zaten? Unutmamamız gereken tek bir şey var: SEVGİ, SEVGİYİ GETİRİR...

 Tijen ÖZER

30May
30May
Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.