Siz de meditasyona ilgi duyup bir şekilde başlayan, sonra da çeşitli sebeplerle vazgeçenlerden misiniz?Meditasyonun size göre olmadığını, sıkıcı olduğunu, beceremediğinizi, vaktiniz olmadığını ya da düşüncelerinizi bir türlü durduramadığınızı mı düşünüyorsunuz? O halde gelin, meditasyonun püf noktalarına bir göz atalım ve tüm bu gerekçelerin geçerliliğini yeniden sorgulayalım. Belki de sadece beklentilerinizi ve meditasyona bakış açınızı gözden geçirme zamanı gelmiştir?

Devamını Okuyun  

Giderek otomatikleşiyor hayatlarımız. Artık sadece rutinleri devam ettirmekle kalmıyor, mümkünse hiç düşünmeyelim diye akıllı telefonlara, uygulamalara teslim ediyoruz kendimizi. Teknoloji bizim için adımlarımızı saysın, su içmeyi hatırlatsın, gideceğimiz yere götürsün, hangi restoranda yiyeceğimizi söylesin istiyoruz. Korkuyoruz ara sokaklarda kaybolmaktan, yeni keşifler yapmaktan, başka hayatlar olduğunu görmekten ve kendimizle yüzleşmekten. Hepimiz aynı olduğumuzda ve aynı davrandığımızda dünya çok sıkıcı olmuyor mu sizce de?

Devamını Okuyun  

Son zamanlarda sıkça tartışılır oldu bilimle spiritüelliğin ilişkisi (belki de çelişkisi). Bilim mi, spiritüellik mi? Gerçekler mi, bilinmeyen mi? Neden bu şekilde ayrıştırmalı bilimle spiritüelliği? Neden soru sormak ve anlamak yerine doğrudan infaz etmeli ruha dair olanı, sırf bilinmeyenden, anlaşılamayandan korkuyoruz diye? Üstelik insanın BEDEN, ZİHİN ve RUHTAN oluştuğunu bile bile...

Devamını Okuyun  

Son zamanlarda, özellikle iyi öğrenim görmüş insanlar tarafından sıkça kullanılan bir söz olmaya başladı, ‘’Kişisel Gelişim Zırvaları’’. Peki nedir bu insanların Kişisel Gelişim ile alıp veremedikleri? Kişisel sözcüğü mü onları rahatsız ediyor, Gelişim sözcüğü mü? Yoksa ikisi bir araya gelince mi antipatik oluyor?

Devamını Okuyun  

Hiçbirimiz çocukken, büyüdüğümüzde işten eve, evden işe gidip geldiğimiz, çocukların okulu, ödenecek faturalar, ilişki sorunları üzerine kafa yorduğumuz, akşamları oturup dizi izlediğimiz bir hayat yaşamayı hayal etmiyoruz. Peki ne oluyor da hayaller suya düşüyor? Ne oluyor da biz bu hayatlara mahkum oluyoruz?

Devamını Okuyun  

Neye inanırsak inanalım, nerede ve hangi koşullarda yaşarsak yaşayalım, gerçek olan şu ki, hepimiz zaman zaman, çeşitli iç ve dış uyaranların etkisi altında kalabilir ve hayatımızı sınırlayan düşünce ve inançlara sahip olabiliriz. Birkaç saniye içinde oluşabilen bu inançları, dakikalarla ölçülen çok kısa süreler içinde ortadan kaldırmak ve tersine çevirmek mümkündür. Yeter ki bize engel olan bu durumların farkında ve onları değiştirmek için istekli olalım.

Devamını Okuyun  

Farkındalık zannedildiği gibi mutsuzluk getirmez. Farkındalığı yaşamımızın her anına ve her alanına yaydığımızda, anda ve kendi merkezimizde kalabiliyoruz demektir ve bu da mutluluğun ta kendisidir! Çünkü mutluluk aslında aranıp bulunması gereken bir şey değil; küçük anlardan alınan hazzın ve yaşanan tatminin yarattığı bir duygu mutluluk. Maalesef günümüzde en çok yaptığımız yanlış, mutluluğu büyük şeylerin ardına gizleyip, onların peşinde koşarken küçük anları, küçük mutlulukları ıskalamak ve hayatı mutluluğu arayarak geçirmek!

Devamını Okuyun  

Çok hızlı bir devinim içindeyiz ve dönüşüyoruz hep birlikte. Dünya değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, bakış açımız, önceliklerimiz, hatta değerlerimiz değişiyor. Hayat, her zaman alıştığımız ritmin dışında ve farklı bir yöne doğru akıyor. Bu akış, bizi de çekiştiriyor her yanımızdan, dolayısıyla ‘’ben bu akışa uyum sağlamak istemiyorum, kime bana dokunmasın’’ deme lüksümüz pek yok gibi görünüyor. Peki nasıl akışta kalacağız, nasıl dünyanın ritminden kopmadan uyum sağlayacağız? Nedir akışta olmak? Bir çok kişinin anladığı anlamda teslim olmak ve bırakmak mıdır? Ne gelirse olduğu gibi kabul etmek midir? Akışta kalarak nereye ulaşabiliriz? Akışta kalmak için ne yapmak gerekir?

Devamını Okuyun  

Bu günlerde birebir yaşayıp görüyoruz ki, insan, uyum yeteneği çok güçlü olan bir varlık ve en kötü koşullara bile belli bir zaman dilimi içinde uyum sağlayabiliyor. İlk insandan itibaren, bin yıllar boyunca geçirdiğimiz evrim ve geldiğimiz nokta aslında bunu gösteriyor, fazla düşünmeye gerek yok. Hem doğa şartları, hem diğer türlerle bir arada yaşama zorunluluğu insanı öyle bir değiştirdi ki, bugün ilk insana baktığımızda aramızda hiçbir benzerlik kuramıyoruz neredeyse. Yani, aslında değişim ve dönüşüm, insanın genlerinde var, kaçınılmaz olarak. Peki bu yüksek uyum yeteneğine rağmen, insan neden hala değişimden bu kadar korkuyor?

Devamını Okuyun  

Hepimiz, hayatımız boyunca en az bir kez, zorbalığa maruz kalmışızdır. İnsan doğasında zorbalık var ne yazık ki. Özellikle de gücün ön plana çıkartıldığı, güçlü olanın her türlü ayrıcalığa sahip olduğu, korunduğu, kollandığı günümüz dünyasında, herkes gücünü göstermek için kendinden zayıfları araç olarak kullanmaya meyilli. Öyleyse her yanımızı saran zorbalıkla nasıl mücadele edeceğimizi öğrenmek de şart, öyle değil mi?

Devamını Okuyun  

‘’Annenin doyuramadığını dünya doyuramaz’’ demişler. Annenin de, babanın da rolü çok önemli insan hayatında. Anne tarafından yeterli sevgiyi alamayan çocuk, hayatını sevgi arayışıyla geçiriyor örneğin. Yaptığı her şeyi daha çok sevilmek için yapıyor. Uçlarda yaşayan, kendini topluma kabul ettirebilmek için kendini hırpalayan insanlara bir bakın. Yardım derneklerine bağış yapmak için yarışanlara…Sokak hayvanları için çırpınırken kendisi için güvenli bir yaşam alanı yaratamayanlara…Hepsinin bir amacı var, hepsinin bir yarası var aslında…

Devamını Okuyun  

O kadar karşıyız yaratıcılığa, o kadar korkuyoruz ki yeniliklerden…Evet, alışıldık, bilindik hayatlar güven veriyor insana. Bilinenin verdiği rahatlık, fazladan kafa yormayı, çaba harcamayı engelliyor, böylece yorulmuyoruz. Peki ya denemenin güzelliği, kendi başına bir iş başarmanın gururu, yeni bir şey öğrenmenin heyecanı? İşte o bilindik hayatlar yüzündendir ki, ruhlarımız bir süre sonra kapana kısılmış gibi çığlık atmaya başlıyor, çıkış yolu arıyor çaresizce!

Devamını Okuyun